Friday, December 8, 2006

Patinaj

Patinaj. Çoğu insanın (beni iyi tanıyanlar hari) bilmediği bir kelimedir; daha doğrusu, benim kullandığım anlamını bilmemektedir. Sıradan (beni tanımayanlar) insanlar için patinaj demek, bir aracın kalkarken tekerlerin herhangi bir ilerleme sağlamaksızın dönmeleri ve bu sayede teker yanığı kokusu ve duman oluşturması demektir. Ama benim için “patinaj” çok daha özel bir anlama sahip bir kelimedir. “Patinaj” çok özet ve yalın bir biçimde anlatılacak olursa : “Belirli bir duygusal belirsizlik durumu içinde bulunan bir kimsenin oluşan bir takım direk veya dolaylı olayları, konuşmaları, hareketleri vb. kendince yorumlayarak kendi duygularını istediği biçimde yönlendirmeye çalışması, ancak yapmış olduğu bu (deyim yerindeyse) ‘ikna denemesi’ nden kendi bile tam olarak emin olamayan insanın içinde bulunduğu duygusal vaziyet yada yaptığı bu harekete verilen ad” dır. Patinaja düşmek, işte bu kelime hepimizin hayatından en az birkaç kere oluşmuştur, herkes yaşamıştır bu duyguyu, “ben yaşamadım” diyen kesinlikle ve kesinlikle yalan söylüyordur. Peki ne gibi durumları kapsar bu “patinaj” tanımı? Şimdi bunları açıklamaya çalışmak gerek. Öncelikle belirtmek gerekirki bu “patinaj” durumlarının nerdeyse tamamı (yüzde 95 civarında denebilir) insanların gönül işleri çerçevesinde gerçekleşir. En basit ve sık rastlanan durumlardan bir tanesi bir kişi bir başkasından hoşlandığı zaman o insanın konuşmalarından kendi kafasına göre mana çıkarmaya çalışmasıdır. Hoşlandığı insan direk yada dolaylı olarak bir şey söylediği zaman “acaba böyle mi demek istedi?” yada “bunu mu kastediyordu?”, veya o insan üstü kapalı olarak biri yada bir olay hakkında yorum yaptığında, aslında kastettiği kişi yada olay tamamen alakasız olsa bile, hoşlanan insanın o lafları kendi üzerine alınmasıdır. Çoğu zaman insan kendi kendini yer bitirir bu tür durumlara düştüğünde, çünkü onu “patinaja” sokan durumun (oluşan durum, söylenen söz vs.) yorumu sadece kendisine aittir, ancak kendisi bile emin olamamaktadır bundan, ve emin olamadığı gibi, utandığı için da başkalarıyla da paylaşmaz. Bu nedenle bir şekilde patinaja giren insanlar dikkatle gözlenecek olurlarsa o ilgilendikleri kişinin etrafında farklı davrandıkları, bazı hareketlerinin birbirini tutmadığı (kafasının karışık oluğu için) gözlemlenebilir. Bir gün oldukça iyi vakit geçirirken ertesi gün hiç beklenmedik bir anda çok saçma birşeye kızabilir yada tersleyebilir. Patinaja giren bir insan eğer kararını veremezse durum hakkında, bu olaylar rahatça görülebilir; ancak bir de patinaja girdikten sonra düşünüo taşınıp bir şekilde olaya kendi yorumunu getirip, getirmiş olduğu bu yoruma kendisini de inandıran insanlar mevcut olabilir. Bu tür insanlarda ise beklenildiği gibi daha evvelden yapmadıkları yada yapmaktan çekindikleri şeyleri yapmalarda bir artış gözlenir. Eğerki hoşlandığı insanın kendisi açısından pozitif bir hamle yaptığına inandırırsa kişi kendisini, bunu teyit etmek için yer arayacak ve hoşlandığı insana devamlı yakın davranarak ondan bir tepki yada bir işaret bekleyecektir. Şayet eğer kişi hoşlandığı insanın (onu patinaja sokan esas) tepkisini negatif olduğu yorumunu getirerek kendisini de buna inandıracak olursa, bu durumda kendini koruma içgüdüsü ve duygusal karşılık görememkten ötürü olarak zarar görme korkusu nedeniyle hoşlandığı insana karşı soğuk davranmaya başlayacaktır. İki durumda da bu değişiklikler dışardan bir üçüncü şahıs tarafından farkedilmesi durumunda bu davranış değişiklikleri konusunda bahaneler hazırdır, zira kişi kendini inandırma sürecinde aklından türlü türlü senaryolar geçirerek kendince en mantıklı bulduğunu seçmiştir, ve bunu ortaya çıkarmamak için de bir çok senaryo yazabilir. Üçüncü şahıslardan gelecek “Neden böyle davranıyorsun?” yada “Birşey mi oldu?” gibi sorulara “son zamanlarda oldukça yorgunum”, “kafam bu aralar ‘nedense’ çok dağınık, bir türlü konsantre olamıyorum” veya “yaa bu geçen gün şöyle birşey oldu kafam ona takılmış durumda (tamamen alakasız ve kimi zaman yalan bir olaydır bu)” gibi cevaplar verip, ardından gelen “peki neden?” sorusuna “valla bende bilmiyorum, neyse yaa gelip geçicidir boşver, merak etmene gerek yok” cevabıyla oldukça güzel ve sağlam bir konu kapanışı gerçekleştirir. Patinaja giren insanlar bu durumlarını ancak en yakın bildikleri dost çevrelere söylerler, ki bu da her zaman gerçekleşen bir durum değildir. İnsan eğer kendi başına bir yorum getirerek işin içinden çıkamıyorsa, ister istemez bilinçaltında bu durumu paylaşacak birini arar, zira dışardan bir kişinin söyleyeceği sözler tamamen objektif ve herhangi bir yöne doğru eğilimli olmayacaktır. Patinaj durumundaki insanın seçeceği bu insan da doğal olarak en yakın arkadaşı, yani (varsa tabii) dostu olacaktır. Ancak böyle durumlardaki en büyük sorun şudur : durumu dostuyla paylaşan insan, dostunun ağzından çıkacak kelimeleri kendi kendine çok hızlı bir şekilde inandıracak, aslında söylenen sözler doğru olmasa bile onlara kendini inandırmaya yönelecektir. Bu durum kimi zaman yanlış yönlere yönlendirebilir insanı, zira durumu paylaştığınız dostunuz oluşan olayın içinde olmadığı için, yada söylenen sözde orada bulunmadığı, ve sözü söyleyen (hoşlanılan kişinin) kişinin mimiklerinden haberdar olmadığı için aslında çok objektif yorum yapamaz, zira durum anlatılırken yada söylenen söz ve söyleniş biçimi aktarılırken tamamen patinaja girmiş insanın bakış açısından anlatılmaktadır. Ancak bu kötü durumun haricinde patinaja giren bir insanın bu durumunu bir dostuyla paylaşmasında başka bir sakınca yoktur, çünkü durumun içinden kendi başına çıkamayacağı kanaatine varmıştır, ve kendini kurtarabilmek için yardıma ihtiyaç duyduğunun farkına vararak en yakınından istemiştir. Uzun lafın kısası, aslında “patinaj” dediğimizi bu durumun çok da net bir yaklaşımı, çözümü, doğrusu-yanlışı yada olmazsa-olmaz’ı yoktur. Durumdan duruma göre değişebilen özellikler taşıdığı için genelleme yapılamaz, ve o nedenle bir sefer uygulanan ve başarılı sonuç veren bir taktik, ikinci kez uygulandığında aynı sonucu vermesi olasılığı pek te yüksek değildir. Patinajdan kurtulabilmenin en sağlam yönetemi, en kısa süre içerisinde, gerek kendi başınıza, gerekse dostunuzdan yardım alarak, doğru da olsa yanlış da olsa bir karara varmanız ve bu kararı uygulamanızdır, çünkü aksi takdirde (deyim yerindeyse) ‘debelenip durursunuz’. Ne de olsa atalarımız boş yere söylememiş : “En kötü karar bile kararsızlıktan çok daha iyidir” diye.

No comments: