Wednesday, December 6, 2006

gençleşmek gerek

Gençleşmek gerek. Olduğun yaşı bir anlık da olsa unutup gençliğine dönmek, eskiden yaşadığın, daha doğrusu yaşamaya alıştığın o mutluluğu tekrar yaşabilmek gerek. “Olgun” kabul edilmediğin, edilmek zorunda da olmadığın o yaşlara geri dönebilmek gerek. İnsan ne kadar çabuk büyüdüğünün farkına zor ve acı yollardan varınca anlıyor geçmişte “cepte” kabul ettiği şeylerin değerini. Oysa yaşarken ne kadar da kolay geliyor insana, günü geçirmek, o anı sırf yaşamış olmak için yaşamak, önemli şeyleri “sonra kesin yaparım” diyerek geçiştirmek. Ama nasıl oluyorsa yıllar geçince aradan insan kimsenin anlatmasına gerek kalmadan kendi kendine farkediyor geçmişte yapmış olduğu hataları, yapmamış olduğu gerekleri, geçiştirdiği ve aslında “hayati” öneme sahip şeyleri; kısacası büyük resme bakabilmeyi kendi kendine öğretiyor insan bir şekilde. “Düşüncelerin olgunlaşması” diye tabir edilir genelde bu tür değişikliklere, ama sormak gerek : gerçekten de sebep bu mudur insanları zamanla derin konularda düşünmeye iten? İnsanlar derki “hayattaki zorluklar insanın büyümesini sağlar”. Bu gerçekten de doğrumudur acaba? Yaşla ilgisi varmıdır düşüncelerin olgunlaşmasının, yokmudur? Acaba çok büyük zorlukların üstesinde zar zor gelmiş, büyük badireler atalatmış 21 yaşındaki bir genç mi daha olgunca yaklaşır çevresindeki olan bitene, yoksa hayatı az çok sıkıntıdan ırak, mutsuzluğa çok fazla göğüs germek zorunda kalmamış 35 yaşındaki biri mi? Peki ya bunları düşünebilen, yorum yapabilen insan? Acaba böylesine bir konuyu bu şekilde algılayabilen, içinde oluşan olaylar hakkında bu şekilde yorum getirebilen kişinin olgunluğu hakkında ne söylenebilir? Ayrıntılar içinde kaybolmadan büyük resime bakabilmek, çirkinin de güzelin de aynı çerçevede olduğunu görebilmek olgunluk mudur? Yoksa sadece ayrıntılardan ve “önemsiz” kabul edilen şeylerden bıkkınlık gelmişliğin sonucumudur bu resmi tümüyle görebilme yeteneği? Şirketlerde yöneticilik pozisyonlarında vardır, daha doğrusu istenir, “büyük resime bakabilme” yeteneği, çünkü onlar “olgun” kabul edilir, detaylara değil, resmin tamamındaki uyuma ve ahenke bakabilildikleri için. Ne de olsa ufak düşünen büyük işler başaramaz denir, ve bu düşünce bize yıllardır aşılanmıştır. Olgunluk dediğimiz olgunun aslında bize yada çevremizdekilere göre “küçük” olarak nitelendirilebilen şeyleri gözardı etme yeteneği, yada daha kibar bir deyimle “alttan alabilme”, “kabullenme”, yada “boşverebilme” olduğu kafamıza kazınmıştır. Başına bir olay geldiğinde o olayı geride bırakamayan, yada alttan alamayan, olayın gerçekleşmesini kabullenemeyen insanlar “çocuk” olarak lanse edilir çevrelerince. Çoğu insan bilmez ama o “çocuğun” içinden neler geçtiğini, neden alttan alamadığını yada kabullenemediğini, veya neden boşveremediğini, ama benim fikrimi sorarsanız bunu merak edip öğrenmek için soranlar ve buna göre düşünenler “olgun” olarak nitelendirilebilirler. Bu “çocuk” kişiler (yukarıda da bahsedildiği gibi) “teorik olarak” zamanla bu zorlukların yada atlattıkları badirelerin sonucunda olgunlaşırlar, ama o çocukluktan olgunluğa geçiş çizgisinin nerede olduğu asla bilinmez. Sadece bir süredir görmeyen biri “sen en son hatırladığım halden farklısın, olgunlaşmışsın” der. Buna karşılık olgunlaşmanın bir çizgi ile gösterilebilecek bir olgu değil, bir süreç olduğunu iddia edilebilir kimi insanlar tarafından. O zaman onlara da şu soruyu sormak gerek : bu süreç ne zaman başlar? Ne zaman biter? Sürecin içinde hangi olayların yaşanması gerekir ki “olgunlaşma” süreci olarak kabul edilebilsin? Yoksa sadece başına ve sonuna mı bakılır sürecin? Tıpkı “haticeye değil neticeye bak” sözünü kanıtlarcasına ara oluşumlarla, yada detaylarla değil, sonuçla, yani büyük resimle ilgilenmek gibi. Olgunlaşmak bence insanın hayatından oluşan bir olgu değildir, insanın doğumundan beri onunla olan bir olgudur. O olgunun ise ortaya çıkması tamamen o insanın insiyatifinde olan bir şeydir. Çünkü çok görülmüştür “olgun” olarak nitelendirilen kişilerin gayet de “çocuksu” hareketlerde bulunduğu. Zamanla alakası yok, yaşla da alakası yok olgunluk denen bu tartışma konusunun merkezindeki olgunun. Sadece yaşamak gerek, bunlara takılmadan, çünkü olgun olan da olmayanda aynı; ikiside yaşar, ikiside ölür, ikisinin de dostları olur, ikisininde düşmanları olur, ve ikisi de hayatlarını doğru gördükleri ve inandıkları şekilde yaşarlar, BENCE...

No comments: